T.C ERZURUM VALİLİĞİ

ERZURUM FIKRALARI

Sözlü geleneğin en çok sevilen türlerinden biri olan fıkralar, Erzurum halkı arasında büyük ilgi görmekte, günlük hayatta örneklerine sık sık rastlanılmaktadır.

Erzurum'da çay çok içilir. Bunun için çay içilirken sorulmaz, vücut ısınıncaya ve çayın rengi duruluncaya kadar içilmeye devam edilir. Şu tekerleme çay için söylenmiştir: Çay nedir, say nedir çaya bak, göğe bak

Erzurum'da insan kış mevsiminde hastalanırsa; hastalığı da ciddi değilse eş dost şakayla şöyle diyebilir: "Allah aşkına kış günü başımıza iş çıkarma, bu ayazda mezar nasıl açılır? Seni gömelim derken biz ayazda donacağız.”

Erzurumlu zengin üşümemek için bir hamal yükü kadar giyinmek zorundadır. Fakir ise; üşümemek için sıcak bir yer bulmak üzere rahvan bir at gibi koşmalıdır. Bundan dolayı Erzurum'un zenginlerine "hamal", fakirlerine "rahvan at" denir.

"Erzurum'da bir üvey ana, görücü gelenler görmesinler diye üvey kızını tandıra sokar, görücüler gidince çıkarırmış. Kız bakmış olacak gibi değil, görücülere seslenmiş: "Fatma bacı tandırda, ayakları külvede”

Erzurumlu bir anne üçü de peltek olan kızlarına görücü yanında konuşmamalarını tembihler. Aksilik bu ya, bir köpek girip peynir tulumunu yalamaya başlar. Büyük kız feryad eder: "İt tuluğu laladi!" Ortanca işe karışır: "söylemeseydin lolurdi?" Kızların en akıllısı olan küçüğü de: "Onun dilleri öblüidir dulamaz" deyince, görücüler bir bahane ile kalkıp giderler.

Kaynak: Dr. Lütfi SEZEN